Özel: Karşımızda mutlak sultanla mutlak butlanın ittifakı var
Mutlak butlan kararının ardından ilk kez grup toplantısında konuşan Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Kemal Kılıçdaroğlu'nu eleştirdi. Özel, "Karşımızda 5 Kasım kurultayını ve 31 Mart yerel seçimini hazmedeyenler var yani mutlak sultanla mutlak butlanın ittifakı var" dedi.

CHP’ye yönelik mutlak butlan kararının ardından Özgür Özel ilk kez partinin grup toplantısında konuştu.
“Milletin görevlendirdiği olmamız gereken kürsüdeyiz.” diyen Özel, “Dostu düşmanı ayırmakta biraz daha ustalaştık” ifadelerini kullandı.
Konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la, Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştiren Özel, “Karşımızda 5 Kasım kurultayını ve 31 Mart yerel seçimini hazmedeyenler var yani mutlak sultanla mutlak butlanın ittifakı var.” ifadelerini kullandı.
Erdoğan’ın “Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz” sözlerine tepki gösteren Özel, “O üstüne çıktığım TOMA varya sen şoför koltuğunda oturuyorsun. Bu mesele CHP arasında bir mesele değil, Erdoğan’la rejimle olan meseledir.” şeklinde konuştu.
Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle;
“DOSTU DÜŞMENI AYIRMAKTA USTALAŞTIK”
“Meclis çok grup toplantıları gördü. Buradaki tablo, içeri girmek için sıra bekleyen 3 bin 200 arkadaşımıza teşekkür ediyorum. Bu bir grup toplantısı değil, sahip çıkma, tarihin doğru tarafında durma ve tarih yazmadır. Partinin ve ülkenin geleceğine karşı yapılanlara göğüs germe, direnmedir. Milletin görevlendirdiği olmamız gereken kürsüdeyiz. Biz bildiğiniz gibiyiz. Biraz daha ustalaştık dostu düşmanı birbirinden ayırmakta.
Gezi eylemlerinin 13. yıl dönümü geçti. O dönemde hayatlarını kaybeden kardeşlerimizi rahmetle anıyorum. Tayfun Kahraman kardeşime, sayın Osman Kavala’ya, Can Atalay’a selam olsun çok yakında kavuşacağız. Tüm AİHM kararlarının uygulanması için tüm milletvekillerini namuslarına sahip çıkmaya davet ediyorum.
“DİPLOMAYI TANIMAYAN BENİM TAPUMU MU TANIYACAK?”
Hepimiz milletin seçilmiş temsilcileriyiz. Bizi buraya millet getirdi. Milletimizin ağır bir ekonomik kriz altında ezildiğini biliyoruz. 2018’den beri çok yönlü bir krizin içindeyiz. Dün mayıs ayının açlık ve yoksulluk rakamları açıklandı. Tüm emeklilerin, emekçilerin neredeyse tüm memurların yoksulluk sınırının altında olduğu bir süreçteyiz. 20 bin liralık sefalet maaşıyla 28 bin lirayla emekçiler ortalama 19 bin 700 lira geliriyle çiftçiler bunların alışveriş yaptığı esnaflar kan ağlıyor. Ülkede çiftçi yaşı 58. 3 çiftçiden 2’si asgari ücretle iş bulursan seneye ekmem diyor. İnsanca yaşamın mümkün olmadığı bir sürecin içinde Türkiye enflasyonda Avrupa’da birinci, dünyada 5. sıradayız. Dünyada 4 ülke var bu ülkeler ya savaşta ya iç savaşta. Türkiye’nin 1 aylık enflasyonu dünyadaki 100 ülkenin 1 yıllık enflasyonundan fazladır. Yani ülke kötü yönetiliyor. Liyakatlı akılcı doğru yönetim yerine liyakatsız kadrolar, siyasi operasyonlar… Devletin 30 yıl önce verdiği diplomayı tanımayan benim tapumu mu tanıyacak, banka cüzdanımı mı? Ana muhalefet partisinin tanınmadığı yerde devletin garantisi ne zamana kadar sürecek?
Oyun konsolunu 44 bin 500 almak varken 32 bin 400 lira Tayyip amcaya ve beceriksiz bakanlara ver 76.900 liraya bu ülkede bu oyun konsolunu alırsın. 1 milyon 200 bin liralık arabayı 2 milyona getirir. İşte AK Parti’nin düzeni budur.
“YAŞANANLAR CHP’YE DARBEDİR”
Kendi sözü İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazandırdı. Yıllar sonra millet İstanbul’u kimin yöneteceğine karar vermiş ve o kişi Türkiye’yi yönetmeye aday olmuştur. Şimdi yaşanan o iktidara gelecek olan partiye darbedir. 3 yıl önce bu kara düzeni değiştirmek için yola çıktık.
3 yıl önceki seçimde Erdoğan o seçimde kendisi açısından böyle bir risk görmediği için partinin başına bunlar gelmiyordu. Çok kazanmamız gereken bir seçimi bugün başka türlü yorumlayabileceğimiz seçimi kaybettik, kahrolduk. Bu salonda bir kez daha seçim kaybetmeyi hazmedebilecek kimse yok. İşte bu anlayış bir daha kaybetmemeliyiz diyen anlayış, CHP değişirse Türkiye değişir diyen anlayış bu ülkede tecrübeli, hep beraber bir değişime inandılar. CHP’lilerin boynunda yeni bir şeref madalyası vardı. Gazi’nin yanında duran ülkenin 2. cumhurbaşkanı İnönü’nün seçimleri DP’ye kaybettiğinde, “Paşa devir teslime hazırdır” diyen İsmet Paşa’nın madalyası var. O gün DP, seçimle iktidara gelen ilk parti unvanını alırken seçimi kaybettiğinde sonuçlarına saygı gösteren madalya İsmet Paşa’nındı. İlk kez bir siyasi partinin genel başkanı ikili yarışla değişti. Bendeki madalya ne kadar büyükse o günkü genel başkan, görevini bırakabilseydi madalyası daha büyük olacaktı. İhanet yüksek sesle başkalarında değil, yalnız kaldığında hissedilen bir duygudur. O yüzden geleceğe yönelik umut sloganları atalım.
“KARŞIMIZDA MUTLAK SULTANLA MUTLAK BUTLANIN İTTİFAKI VAR”
İlk günlerde Ekrem başkanın eşine koşanlar hapiste ziyaret edenler, tutuklamaya itiraz edip cezaevi ziyaret edenler bir yandan birilerinin bizi Ekrem’i yedik bitirdik, partinin başında otur diyenlere, belki bizimle olur, eğer partiyi bize verirseniz biz bildiğiniz gibi oluruz, bir kez daha kaybeder partinin başında otururuz dediler. Karşımızda 5 Kasım kurultayını ve 31 Mart yerel seçimini hazmedeyenler var yani mutlak sultanla mutlak butlanın ittifakı var. Biz parti kapısını kapatarak evlatlarımızı koruduk onlar kapıya dayanarak partiye en büyük utancı yaşattılar.
“KARA DÜZENLE İŞBRİLİĞİ YAPIYORLAR”
Maalesef şu anda 2 tane CHP görüntüsü var. Bir tarafta butlan kararıyla bizlerin polis zoruyla dışarı atıldığımız bir tarafta Gazi’nin diğer büyük eserinin çatısı altında partisine sahip çıkmaya çalışanlar… Bugün burada oturanların meziyetleri kaybetse de demokrasiye sahip çıkmak, kazanınca milleti ayırmadan hizmet etmek. Günü geldiğinde kazanma umuduyla iktidara yürümek varken diğer tarafta iktidarla yürüyenler var. Burada onları tanımıyorsunuz. Bugün genel merkezdeki basın danışmanı bu partinin bir evladı değil, TGRT’nin 1.5 yıldır maaşlı çalışanı, haksız edepsiz birisi, gelmiş partide basın danışmanı olmuş. Sizin partiye ödediğiniz arabalara haram mal diyecek kadar yerin dibine girecek kadar olmuş birisi. Mahkeme mahkeme gezen, butlan kovalayan, yalancı şahit arayanlar bugün devlet karşısında partinin avukatı olmuşlar bizim haklı başvurumuzu haksız şekilde geri çekmeye çalışıyorlar. Bizden biriler değil onlar… İftiracı, rüşvetçi, Türkiye’den kaçarken yakalanan bir avukat “CHP arınmaya başladı” diyor. İtirafçı alçaklar partinin çatısında oturuyor. Bu bahsi burada kapatmam. Bu partide ilk gün hayır lokması dağıtır gibi çikolata dağıtan Ferdi’nin canıyla uğraştığı o gün “Çarpıldı” diye karikatür çizen kadın baba evinde çikolata dağıtıyor. Gülşah’a ölüm döşeğinde iftira atanlar bugün göbek atıyorlar.
ÖZEL’DEN ERDOĞAN’A: ÜSTÜNE ÇIKTIĞIM TOMA’NIN ŞOFÖR KOLTUĞUNDA OTURUYORSUN
Genel merkezden Meclis’e yürümemiz bir milattır. On binlerin bize sahip çıkması bir milattır. Kara düzenle işbirliği yapanlara karşı iktidar yürüyüşüne başladık. Erdoğan dün bir konuşma yapmış 10 gündür ağzını bıçak açmıyor. Nedamet getiriyor ve 10 gün sonra “Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz” diyor. Bana, bize haksız FETÖ yapıştırması yaptıklarında Genel Kurmay başkanımız İlker Başbuğ, Mehmet Haberal çok iyi bilir, o kumpaslarda sen nerede duruyorsan şimdi de orada duruyorsun. Önümüze 6 kere barikatlar çektiğin, TOMA’lar dizdiğin, o üstüne çıktığım TOMA varya sen şoför koltuğunda oturuyorsun. Bu mesele CHP arasında bir mesele değil, Erdoğan’la rejimle olan meseledir.
15 Temmuz’da AK Parti’ye ilk telefonu ben açtım. 100 yıllık partiyiz dedik ama darbecilere teslim olmayız dedik. Seçilmiş parlamentonun demokrasinin arkasındayız dedik. Bu tutumumuza teşekkür edenler, Erdoğan’a gidip de Özgür Özel’in, CHP’nin durumunu söyleyenler “Bu gece tarihi bir tutum aldılar” diye yayın yapanlar biz o gün en büyük rakibimize darbe yapıldığında olmaz demiştik. Şimdi 10 gündür susan Erdoğan’a soruyorum; bir yerde oturup da susuyorum demek olmaz, darbeye karşı olunur. Biz 15 Temmuz akşamından alnımızın akıyla çıktık siz 19 Mart ve 21 Mayıs darbelerinde milletimizin karşısında olduğunuzu gösterdiniz.
DELEGE SORUŞTURMASINA TEPKİ
Değerli arkadaşlar, kurultayımızı iptal etmek için 2,5 yıldır her şeyi yaptılar. Önce delegelere 1.200 tane cep telefonu dağıtıldı dediler, bir tane bile ispat edemediler, iddianameye bile yazamadılar. Utanmadan, KİPTAŞ’tan ev verildi dediler. “Hangi ev, göster” dendi, bir kelime bile edemediler, iddia dahi edemediler. Dava yürüyor, hakim soruyor; “Para verildi demişsin, nerede gördün?” “Görmedim.” “Nerede duydun?” “Başkasından duydun.” “Kimden duydun?” “Kimden duyduğumu da unuttum.” Bu iftiracılarla yürüyen bir süreçteyiz.
Şimdi dün bütün kurultaylar iptal edilip 38. Kurultay’ın delegeleri ayaktayken, Anayasa Mahkemesi de “Delegenin yarıdan bir fazlası diyorsa önünde kurultayın hiçbir engeli olamaz” derken biz 15 gün sürede 552 delegemizden imza toplamak üzere dün sabah harekete geçtik. Ve dün sabah harekete geçmemizle birlikte “15 günde 552 olur mu?” sorusuna cevap aranırken, ben onlara inanan, genel başkanlığa olarak “3 günde bile toplanır o sayı” derken 12’yi çeyrek geçe 600 sayısına ulaştı delege, 600 sayısına. Ve rakam hızla 800’ü aşıp bine doğru ilerlerken bir soruşturma haberi daha.
Aklınca gözdağı verecek, aklınca korkutacak, diyor ki; delegelerin ve yakınlarının hesaplarına bakacağım. Bakın, bizim elinizden geleni ardınıza koymayın. Zaten kurultayı iptal ettiyseniz bir şeyleri biliyor, ispat ediyor olmanız lazımdı, anlaşılıyor ki yeni bakıyorsunuz. Buradan söylüyorum, buradan söylüyorum: Cumhuriyet Halk Partisi’nin hangi dönem seçilmiş olmuş olursa olsun hiçbir delegesi ne kendi iradesini sizin hani tek adaylı kongrelerinizde delege başına verdiğiniz o kol saatleri var ya, o güzel saatler var ya, dağıtıyorsunuz ya, “Kesin bunlarda da yapıyordur” diyorsunuz ya; delegelerin hesapları ortada, yakınlarının hesapları ortada, bütün hesap ortada.
Bir selamımla bir imza yollayanlara helal olsun, sonuna kadar yolları açık olsun. İmam-ı Şafi’ye soruyorlar: “Fitne zamanında hakikati ve hakkı tutanları nasıl anlarız?” “Düşman okunu takip ediniz” diyor, “O sizi hak ehline götürür.” Bugün düşmanın oku demokrasi ve adalet isteyenlere, bugün düşman oku Gazi Mustafa Kemal’in partisine, Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelmiştir. Tüm demokratik sistem saldırı altındadır. Milletimizin iktidarı değiştirme iradesi saldırı altındadır.
“BUGÜN CHP’Yİ SAVUNMAK BİR PARTİYİ SAVUNMAK DEĞİLDİR”
Bugün CHP’yi kurtarmak bir partiyi kurtarmak, CHP’yi savunmak bir partiyi savunmak değildir. Bugün CHP’yi savunmak demokrasiyi savunmak, CHP’yi kurtarmak Türkiye’nin gelecek ümidini kurtarmaktır. Ülkeyi, ülkeyi yönetenlerin arkasında milletin desteği yoktur. Onlar müesses nizamı korumak için, yani haksız vergi, sömürü düzenini, alın terinin, alın terinin sömürüldüğü bu düzeni savunmak için bambaşka işlere girişmişlerdir. Şimdi geldiğimiz noktada milletten meşruiyet alamayanlar, Tom Barrack, Amerikan Büyükelçisi’nin… Trump, akıllı adam, Erdoğan’a onda olmayanı veriyor, her istediğini alıyor demiştir, buna bir kelime söz söyleyecek babayiğit bir AKP’li çıkmamıştır. Amerikan Başkanına giderken Dışişleri Sözcüsü, Dışişleri Sözcüsü, bizden görüşme yapmak için, 5 dakika görüşmek için… Bu muhteşem, tarihe geçen atmosfere o TGRT denen zübükler leke sürer “Aralarında tartıştılar” diye. Aman ha! Aman ha! Ben de zorluğu görüyorum, 3200 kişi kapıda, kapasitenin 4 katı insan burada ama bugüne kadar hiç söylemedim, hiç konuşmadım partiye zarar vermemek için, partinin geleneklerine, geçmişine, değerlerine leke sürmemek için hiç konuşmadım. Şimdi ilk ve tek kez bu konuşmayı bu açıklıkta yapıyorum.
Meşruiyet sandıkta olur. Nadir toprak elementleri sattı, 19 Mart darbesinden önce icazet aldı. Erdoğan’la telefon görüşmesinden sonra Trump teşekkür ediyor, “Başkan Trump dünyanın beklediği lider, gücün bizzat kendisi” demiş Trump’a Erdoğan. Resmi hesapta 6 saat durdu, aramışlar iç politikada zarar veriyor diye yalvarmışlar. Bu aziz millet mandayı da himayeyi de reddeder, Trump’ın himayesindekiler… Bu yapılanlara derin devlet diyorlar. Devleti kuran millettir. En kısa zamanda kurultay yapılırsa bu defter kapanır, iktidara yürünür.
Bugüne kadar asla ağzımı açıp cevap vermedim, kötü söz söylemedim, bugünden sonra da bu ortaya çıkan açık ifşaatla, bu milletin tepkisiyle, Cumhuriyet Halk Partisi’ni aşan muhalefetin tüm bileşenlerinden güç alan, dayanışma alan, muhalefeti aşan milletin vicdanında köpürüp taşan bu haksızlıklara karşı doğru adımlar atılır, geri adımlar atılır, en kısa zamanda milletin talebi olan, partinin talebi olan, partilinin talebi olan kurultay yapılırsa bu defter kapanır, önümüze bakılır, iktidara yürünür. Genel başkan oldum, iki kişinin işine son verdim, iki. Kurultay salonunda anonsumuzu yapmayan, şarkımızı çalmayanla o gün bizim arkadaşların tartaklanmasına vesile olan ikisini çağırdım.
“İĞRENÇ BIYIKLI TGRT’Cİ”
Birlikte çalışacak yüzümüz kalmadı, yüz yüze çalışamayız” dedim. Daha önceden görüştüğüm iki kuruma, birine birini, birine birini aynı şartlarda işini vaat ettim ve dedim ki, dedim ki; “Burada gerginlik olur ama çoluğunuz çocuğunuz var, tazminatınızı vererek sizi başka iki yere gönderelim”, bu kadar. Onun dışında bir tane emekçinin ekmeğiyle oynamadım, ekmeğine elimi sürmedim. Genel başkanla gelip onunla giden özel kalem gitmişti. Teklif ettim, “Büronuzda çalışabilir, maaşını biz öderiz” dedim. “Ocağa kadar duysun, sonra tazminat alsın” dediler, “olur” dedim. Ne araca, ne koruma araçlarına, ne bir başka şeye ta artık işler çığırından çıkıp bir tasarruflu bizim korumalarla birlikte bir tasarruf genelgesini bahane edip bugünlere geldiklerini görüp köprüleri atmaya vesile olana kadar bugün, bugün partiye bu kötülükleri yapan şahsi avukatın dahi görevini sürdürmesi için önceden nasıl maaş alıyorsa aynısını almasına devam ettirdim. Şimdi gelmiş o iğrenç bıyıklı, gelmiş TGRT’ci…
Bu partide 24 yıldır çalışan, hepimize emeği olan Baykal’a, Kemal Bey’e, bana emeği, hizmeti olan canım arkadaşlarımızı, 24 yıllık emeği tazminatsız çıkarmış, kamuoyu tepki gösterince “Bir, bir inceleyeceğim” diyor, “bir inceleyeceğim”. Gün gelecek, bugün o binaya o haksızlıkları yapanları, o berduşları sokanları, TGRT aparatlarını, iftiracı avukatları ben çok güzel bir şekilde inceleyeceğim, çok güzel bir şekilde. Sözün sonu, saflar nettir. Otokratlarla demokratlar mücadele etmektedir. Ben buradan bu mücadelede uğradığımız bu haksızlıkta dayanışma gösteren başta siyasi partilere, genel başkanlarına, sendikalara, barolar birliğine, barolara, bütün meslek örgütlerine, sivil topluma, tüm kurumlara, Atatürkçü Düşünce Derneği’ne, Tarih Vakfı’na, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne, tüm kurum ve kuruluşlara çok teşekkür ediyorum. Ama teşekkür bir son değil, bir virgüldür. Bundan sonra eğer mücadele sürerse biz kazanacağız, destek sürerse biz kazanacağız, dayanışma büyürse biz kazanacağız, Türkiye kazanacak.
Bu meclise, bu meclise bir yazı yazılmış grubumuz yoktur diye. Evelallah grubumuz buradadır, birdir, bir aradadır, ayaktadır, Cumhuriyet Halk Partisi grubu dimdik ayaktadır. Bu grup, bu grup bir siyasi parti grubudur, adı Cumhuriyet Halk Partisi grubudur. Bu grup bir yürüyüş grubudur, iktidara yürüyüş grubudur. Öfkeyi mücadeleye dönüştürmeye, enerjiye dönüştürmeye, hiç yorulmadan yürümeye, iktidara varana kadar yürümeye var mısınız? Var mısınız? Var mısınız? O zaman haydi bakalım, yürüyelim arkadaşlar!



